1948—2025
Sofrası hep kalabalıktı. Onu çok özlüyoruz.
Ayşe Hanım, 1948 yılında İstanbul'un o günlerin sakin semtlerinden birinde, büyük bir ailenin küçük kızı olarak dünyaya geldi. Çocukluğu, mahallenin dar sokakları ve komşu çocuklarıyla geçen o masalsı günlerde şekillendi.
1971'de Mehmet Yılmaz ile evlendi. İki çocuğunu büyütürken bir yandan da mahalleye sığınak olan evini hep açık tuttu. Kapısı hiçbir zaman tamamen kapanmadı; komşusu iş tutarsa, yeni taşınan gelinin içi sıkışırsa oraya koştu.
Tuzla'ya yerleştiği 1985'ten bu yana, semtin adı onun adıyla birlikte anıldı. Sabah namazından sonra penceresinden Marmara'ya bakmak, öğleden sonra torunlarına masal anlatmak, akşam sofrasını kim gelse kalabalık tutmak — hayatının tüm ritmi buydu.
Ocak 2025'te aramızdan ayrıldı. Geride bıraktığı sıcaklık, bu sayfada ve onu tanıyan herkesin yüreğinde yaşamaya devam ediyor.
Onu tanıyanların paylaştığı anlar.
Sabah namazından dönünce mutlaka bir şeyler pişirirdi. Kapıyı açtığımda o koku — soğan, tereyağı, biraz tarçın — hâlâ burnumda. Hiçbir restoran o kokuyu tutturamadı.
Bir gün kapımı çaldı, "hasta görünüyorsun" dedi. Ben henüz kendim fark etmemiştim. Elinde çorba vardı. Öyle bir insandı; sormadan anlardı.
Her uyumadan önce bir masal anlatırdı. Masallarını kendisi uydururdu, hiç kitaba bakmaz, hep gözlerini yumar, "şimdi bakalım" derdi. O masalların hiçbirini başkasından duymadım.
54 yıl boyunca her sabah benden önce kalktı. Bir kere bile geç kalktığını görmedim. "Sabah erken kalkan gün içinde daha çok yaşar" derdi.
Yeni gelin olarak eve geldiğimde çok heyecanlıydım. Elimi tuttu, "bu ev artık senin evin" dedi. O andan itibaren yabancı hissetmedim.
30 yıldır mahallede muhtarlık yapıyorum. Ayşe Hanım en zor meselelerde aklımı başıma getiren insandı. Kimseyi incitmeden doğruyu söylemek diye bir şey varsa o bilirdi.
Telefon ettiğimde ne kadar meşgul olursa olsun, "bir saniye" demez, doğrudan "söyle kızım" derdi. O "söyle kızım" sözünü bir daha duyamayacağım.
Her Ramazan sofrasına davet ederdi. "Komşu hakkı ödenmez" derdi. 15 yıl boyunca o sofrada oturdum, her seferinde sanki ilk kez geliyormuşum gibi karşılandım.
Gençken birlikte hemşirelik okuduk. O sınıfın en sakin, en dikkatli insanıydı. Hasta başında hiç sesi yükselmezdi — ama herkese yetişirdi.
Babam "anneni ararsak mı?" dediğinde telefonu kapıp "ben arıyorum" derdim. Benden önce istemezdim. Çünkü konuşma bitince bir daha arama bahanesi kalmıyordu.
Balkonlar karşı karşıyaydı. Her sabah "hayırlı sabahlar" derdi. O sesi olmadan sabah eksik geliyor artık.
Ahmet'in arkadaşı olarak yıllarca o eve gittim. Ayşe Hanım herkese ismiyle hitap ederdi — hiç "Ahmet'in arkadaşı" demedi, her zaman "İbrahim" dedi.
Elif'in veli toplantısına hep o gelirdi. Her seferinde not defteri çıkarır, söylediklerimi yazardı. "Torunum için her şeyi öğrenmek istiyorum" derdi.
20 yıldır aynı Kur'an kursuna gittik. O sesi, o tilavetiyle hiçbir şeyi karıştırmazdı. Hoca "Ayşe Hanım bir daha okusun" derdi, herkes dinlerdi.
30 yıldır dükkânımdan alışveriş yapardı. Hiç bir şeyin fiyatını sormadan almaz, ama pazarlık da etmezdi. "Emeğin değerini ver" derdi.
Hasta olduğumda yanımdan ayrılmazdı. Alın üstüme elini koyar, "geçer" derdi. Bilmiyorum nasıl, ama geçerdi.
Mehmet Bey'in iftar yemeklerine hep o hazırlardı. Sofraya oturduğumuzda kaç kişi beklediğini sormaz, sofrayı herkese yetecek kurar, kimse aç kalmazdı.
Küçükken kapısını çalardım, hep açardı. Büyüdüm, anne oldum, çocuklarımla gittim — o kapı yine açıktı. Hayatımın her döneminde aynı sıcaklıkla karşıladı.
Sınav dönemlerinde yanıma oturur, ders çalıştığımı görünce tesbihini çeker, dua ederdi. Hiç sesli etmezdi, ama hissederdim. Sınavlarımın hepsini o kazandı bence.
45 yıllık arkadaştık. Her şeyi bana söylerdi, ben de ona. Sevinçlerimiz de acılarımız da ortaktı. Şimdi bir tarafım eksik, doldurulamaz bir yer kaldı.
Ayşe Hanım'la paylaştığınız bir an, bir söz, bir hatıra — WhatsApp üzerinden gönderin, biz ekleyelim.
WhatsApp ile anı gönderYılda 10 anı ekleme hakkı pakete dahildir.